Bir’iz Bir’deniz Kardeşiz

Bir’iz Bir’deniz Kardeşiz

Karındaşız, kardeşiz; aynı coğrafyanın, aynı ülkenin, aynı kıtanın, aynı dünyanın… Dahi aynı evrenin çocuklarıyız. Katışığımız aynı sudan, hamurumuz aynı çamurdan; bu yüzden ezel olasılığı ile değil, ezelden bir yazılanlarız.

Birimiz diğerinin varlığına sebep kılınmışız. Ben’den ötürü sen; bizden ötürü siz kılınmışız. Varlık sahasına bulanıp, kardeş sayılmışız. Dahi aynı kandan mirasçı, aynı dinden yoldaş, aynı dünyadan ahlak meveddesi olmuşuz.

Yüzümüze dökülen aynı yağmurun suyu, üzerimize düşen aynı ağacın gölgesi ve aynı güneşin ışığı, aydınlatan bizi…

Aynı kederin çocuklarıyız ki, yüzümüze düşen aynı acı. Aynı halayın, aynı horonun, aynı zeybeğin, aynı müzikalin çocuklarıyız ki, yüzümüzde beliren hep aynı tebessüm.

Biz ki göbek bağlarımız annelerimizle birleşmeden, kader yazgısında birleşenleriz. Bu dünyalı hemşerileriz. Bu dünyanın sahipleri, sahibeleri… Az biraz da şuracıkta ki ağacın altında gölgelenen misafirleriz.

Geldiğimiz yeri bilen, öze dönüş yolculuğunda ancak kardeşlik hukukuyla yolculuğu tamamlayabileceğimizi kabullenmiş ruhlarız. Biz konuşmak için, tebessüm etmek için, acıya ortak olmak için hiçbir lügate ihtiyaç duymayan; aynı dili konuşan dünyalılarız. Biz kardeşiz; farklı karınlardan aynı karında yaşayan gönül bağlarıyız.

Acınızda biz, sevincinizde siz’iz. Ebed dünyası için aynı tarlada çalışan tohum serpenleriz. Biz ki bir birimizle dar-ı bekayı kazanabileceğimiz umudu ile omzumuzu diğer omuza sıkıca boşluk koymadan birleştiren omuzverenleriz.

Aynı kıblegaha yönünü çeviren, aynı rabbe itaat eden, aynı membadan yardım dileyen, aynı topraktan gelip aynı toprağa gidecek olanlarız. Neyin davasını kime güdebiliri?. Dava belli, sahibimiz belli; biz ancak bu yeryüzünde bir birine kardeş olabilecekleriz.

Birimiz Süphan’ın eteklerinde donsa, diğerimiz çöl ortasında o soğuğu hissederiz. Biz yaratılırken, fıtratımıza kardeşlik fidanı dikilmiş beni âdemiz.

Bir’iz, bir’deniz, kardeşiz. Bu toprağın çocukları, bu sema çatısının fertleriyiz. Sanmayalım, renklerimiz ırklarımız farklı diye gayrıyız. Biz bir’deniz; bu yüzden sizdeniz. Hem siz kimsiniz? Değil mi ki, elest günü aynı saf hizada tek bir soruya muhatap kılınmışız! Her şey tek bir şeyi gösteriyorken bunca varlık davasında bulunmak, ayrılığımız yokken araya gayrılık koymak da niye?

Gelin başka çatı aramayalım; kardeşlik çatısından başka. Cennetten Babamız Âdem çıkarıldığından belli, değişen tek şey: Unuttuklarımız. Gelin tekrar hatırlayalım: Tüm düşmanlıkların bilmemekten kaynaklandığını, tüm çiçeklerin aynı tarafa yattığını. Öldüğümüzde aynı yazgıya yazıldığımızı… Gönderirken bir yakınımızı bu dünyadan aynı teselliye bulandığımızı, aynı rüzgârın yüzümüzü eskittiğini; hatırlayalım. Hem değil mi ki, “öze dönüş” hatırlamakla başlıyor olsun? Hatırlayalım aynı dünyanın cerbezesinde yüzdüğümüzü. Ancak el ele vererek bu dünyayı kolay kılabileceğimizi… Açlığımızı, çaresizliğimizi acizciliğimizi, fakrımızı, çıkmazlarımızı, olurlarımızı olmazlarımızı, ancak paylaşarak hafifletebileceğimizi; hatırlayalım. Hatırlayalım bizi biz yapan, insan yapan, nas yapan, kardeş yapan değerlerimizi.

Biz insanlık çatısının bir zamandır sendeleşmiş ruhlarıyız. Haydi, ayıltalım bir birimizi. Sarılalım sadakatle kollarımıza. Açalım gönül dünyamızı bir birimize. Bugüne değin köşe bucak sakladığımız kendimizi, atalım arkadaşımızın, kardeşimizin önüne. Ben de buyum. Aslında benimde zaaflarım var diyelim. Gel bende seninle birlikte ağlayabilirim diyelim. Mutluluğunu kendine hapsetme: De, söyle; söyle ki boşluğa düşmesin sevinçlerimiz, söyle ki karanlığa düşüp çaresiz kalmasın dertlerimiz. Biz zaten bu yüzden kardeşiz. Kardeş ilan edilmişiz.

Gel kardeşim: Evinin eşyaları ile değil; kardeşinin kalbi ile taht kur. Bir işin, bir aşın noksan kalsın ama kardeşinden bir tebessümün eksik kalmasın.

Yıkma kardeşinin kalp evini. Dağıtma huzurunu. Verme kardeşinin kalbine darlık. Senin sebebin ile düşmesin dara. Sen olma katili. Mahpus biçme kendine ve kardeşine. Adem’e mahkum etme; duyarsız kalıp da kardeşine. Çal kapısını korkma. Bir daha çal ve bir daha çal. Önce kalp evine gir; ardından hanesine. Selam ver, selamını al; mevedde kur. Ünsiyet peyda et. Paylaşılması gereken neyin varsa koy önüne. Korkma! Yık, kibir, haset duvarlarını. Sen yıkmasan yıkan olmayacak. Sarıl, sarılanlar pişman olmadı hiç. Söyle, sevdiğini söyle; henüz gitmemişken sevdiğin kişi senin diyarından.

İçine saklama sonrana taşıma; ne varsa dök içini. Söyle birikmeden söyleyeceklerini. Kardeşlik köprünü kur. Daraldığında için, yürü köprünün birine, geç oradan ve anlat kendini köprüsünü kurduğun kardeşine. Yık, yıkılması geç kalmış kibir duvarlarını. Yık kalbinin katılaşmış kurallarını. Merhamet et kendine, kardeşine. Merhamet et ki, merhamet olunasın. Tekrar inşa et yıktıklarını. Henüz nefesin bedeninde iken, tekrar yap yıktıklarını; yarım bıraktıklarını. Yeniden yap kardeşinin gönül yuvasını. At içindeki ucub hastalığını. Bekletme içinde saklı duran samimiyet pınarlarını; yol ver. Henüz yol verenler kurtuluşa eriyor iken…

Gül’sün; güzelsin. Hasen’sin; Ahsen’sin. En güzel surettesin. Peygambere ümmetsin. Karanlıktan çıkardı Allah seni. Sen de kapalı bir kamerdin. Seni peygamberle yarıp çıkardı Allah. Başkasına kardeş yaptı. Seni kardeşine, kardeşini sana emanetçi kıldı. Sizi bir birinize emanetçi kıldı ki: İncitmeyesiniz bir birinizi. Sizi sizle imtihan etti ki: Kendiniz için istemediğinizi, kardeşiniz için de istemeyesiniz. Sadece sizi size mirasçı kılmadı ki mal sevdasına düşüp kardeşliğinizi zedelemeyesiniz. İçinizden peygamberler gönder di ki, sizlerde birer numune-i imtisal olasınız. Sizi size üstün kılmadı ki, biriniz birinize üstün gelip de uhuvvetinizi bozmayasınız. Ey Allah’ın kulları: Bir olan, sizi bir kıldı; kardeş kıldı. Kendini size vekil, sizi kendisine halife kıldı. Size suret verip varlık sahasına koydu.

Varsınız. Hak kadar haksınız. Hakkın kulları, bu sahada kardeş olduğunuz müddetçe haktansınız…

 

İbrahim ARPACI

 3,312 total views,  2 views today